Kapı açılır aniden, korkar gizlice dinleyen kişi:
-Hoşgeldiniz
-Oysa ki ben kapıyı çalmadım, nasıl oldu?
-Önemsiz, önemli olan okumak. Lütfen bir köşeye kurulup okuyun.
-Teşekkürler..


"Hoşgeldiniz..."

10 Şubat 2010 Çarşamba

İçimdeki Adam

İçimde sıkışıp kalmış bir yazarın sancılarını yaşıyorum sanırım. Yazmaktan uzaklaşalı çok uzun zaman olmuştu fakat, gözle görülebilir derecede hiç bu kadar acı çekmemiştim. Yaşayan efsanevi yazarları araştırıyorum, onlarla konuşmaya çalışıyorum, eski yazarlarımızın sözlerini okuyorum fakat yine de üretenliğimi geri kazanamıyorum. Bunları düşünerek geçiyor zamanlarım. Eskiden yazdıklarımı severdim bazen. Ama artık sevmiyorum, bu yazdığım şeyi dahi sevemeyeceğimi biliyorum.

Ve Birkaç gere önce bir kuşku girdi aklıma. Düşündüm; acaba yazma tutkumu mu kaybettim? Yazar olmak isterken, içimdeki o yazarı mı kirlettim? Kelimeleri seçerken o kurduğu ahengi kaybeden bu adam, artık ulaşamıyor kendine dahi. Bunu farkettim ve düşündüm, nasıl kazanabilirim bunu geriye?


İşin içinden çıkmak kolay olmadı tabi ki. Hala da tam manasıyla çıkabilmiş de değilim zaten. Ama bazı şeyleri gördüm ve sizlerle paylaşmak istedim.
Çoğu zaman, eğer belli bir noktaya ulaşmışsanız okumak, yazma arzunuzu şevke getirmiyor. Tam tersi, gurur kırıcı bir hale dahi bürünebiliyor. Çünkü, zannediyorsunuz ki, bu yazar insanlar analarından üryanken dahi böyle yazmaya, konuşmaya, temaşa sanatı etmeye başlamışlar. Oysa ki bu yok. Oysa ki herkes birileriyle yetişiyor.

İlk darbe çok önemli. Yazdığınız şeye gelen ilk tepki, ilk yorum sizi oldukça etkiliyor. Sonuç iyi olursa, iyi. Kötü olursa aklınızdaki dünyanın en kötü yazarı sizler oluyorsunuz.Ve uzaklaşıyorsunuz. Oysa ki bu yanlış. Hem de yanlış ki ne yanlış. Seksen bin kelimeyi bir araya getirip, ben yazar oldum diyebilen o kadar çok insan var ki. Evet, belki de bu vasatlığınızla siz de o “ben yazar oldum” diyen kervana katılacaksınız. Bunu engellemenin tek yolu, çalışmak, kafayı yormak, çalışmak.

Bilir misiniz, ben Orhan Pamuk'u çok taktir ederim. Yazdıklarını ya da söylediklerini ya da hiç yazmayıp, hiç söylemediklerini değil. Onun iradesini severim. Çalışkanlığını severim. Evet, Levanten bir aileden geliyormuş kendisi, maddi zorlukları yokmuş ancak o adam günde 10 saatini masasının başında, sanki mesaideymişcesine, on dör yıl boyunca geçirmiş.

Bir de düttürü adamlar var piyasada. Adama yazını götürüyorsun, sana cevap bile verebilmekten aciz. Sana sadece yukarıdan bakıyor. En basit örneğidir işte, varlık dergisi bu işe. Küçük İskenderi saymadığımdan dolayı değildir ancak, gönderilen yazıların sırf telif hakkı ödenmek istemediğinden dolayı, küçük iskenderin köşesinde yayınlanıp, oradan küçük iskenderin yorumlaması da, bir yazar adayını küçümsemenin daniskasıdır. Ayıptır. Bu gerçek bir yüz kızartıcı suçtur.

Evet sayın dostlarım. Sanırım içimdeki sancıyı biraz daha azalttım. Bu yazıyı yazmak bana da, içimindeki o namussuz yazar bozuntusuna da iyi geldi. Bundan sonra daha sık görüşeceğimizi umuyorum.

Sevgiler
Cebirsel Düşler

02 Ekim 2009 Cuma

Şarlatan "Replay"i

Şuursuzca bir ileri bir geri sarıyor hayat. Ölümün penceresinden bizi izlerken Tanrı, oda oda karanlığın matemine gömülmüş zebanilerin hayatımızın tam oratasında bulunması gibi... Yine, yeni, yeniden... Tam tanımlaması bu hayatın; şuursuzca bir ileri bir geri sarması gibi.

Bu gün yükseliş günü hayatın, aynı anda bitiş ve düşüş günü olduğu gibi. Paradokslar içinde gizlenmiş bir soytarıya benziyor silüeti. Bakın, orada, siz kahvelerinizi yudumlarken, paranoyak bir dizi müziğin teki kulaklarınıza yapışmış, o size "X" kromozomlarınızın altından nanik yapıyor. Nedir bu soytarı rüyaları?

Cüce! Cüce...

04 Ağustos 2009 Salı

Gecenin Güncesinden

Şafakta kavga var yine. Nefret ediyorum maviden, beyazdan. Nedir bu mesele? Hükmünü sürdüğü mutluluk neden? Yine aydınlanmak için can atmak niye? Şarapçıların ana kucağı, keşlerin pezevengi ve hayallerin mekanıyım ben. Ben var olduğumda ışıklar yanar ve rüyalar başlar. Sarasarpar her düşünce, hayal... Yapayanlız kalır insanoğlu, anasının karnındaki nû kısmı gibi, fikirleriyle, hayalleriyle, korkularıyla yapayanlız kalır. Savaş yapılmaz ancak, benim doğama aykırı. Her kesi kör ederim ben, rengim yoktur benim. Duvarlar bile kararır yapaylıklar sönünce.

"- Ben seni, günahları ört diye yarattım ey sıfat! Sensizliği bilmeyen insanoğlu, senin olduğunun kıymetini nereden bilebilir! Nereden geldiğini bilebilirler mi ki, örtebilesin onların günahlarını. Ahkam kesmek kolay gibi gözükür onlara kahkahalarda ama seninle başbaşa, yapayanlız kaldıklarında kendilerine kahrederler. Namlunun ucundaki kurşuna döner beyinlerindeki zamansız fikirler, sadece o kurşundan tetiğin çekilmesini beklerler. Kurarlar, kurarlar, kurallar gibi net bir şekilde hem de. İçlerinde fakir olanlar sevmez seni, zengin olanlarsa yer değiştirmenizi beklerler. Tam o saatte gelir, kanatlarından sedefler akan hayal perileri, ilham gibi, kan gibi, damla gibi. Az insan bilir kıymetinizi, benim bildiğim gibi."


Tanrım! Ben sadece bir isim, bir sıfatım. Senin ahlakından kopma, günahları benim karanlığımda boğanım. Bitirmek istesem de şu siyah, narin bedenimin hayallerini, fırtınanın kopacağı o günleri beklerim. Ben; ilham perisinin yuvası, ne kadar kavga etsem de ikizimle, ruhum sadece senin onunla birlikte.

Ben, yıllardır değişmez kulun, simsiyah gözlerimle;
Narin,
"Gece".

Basit Bir Döngü;

"- Ak... Devamııp giden hayatların arkasına saklanmış bir hayal midir yaşamak? Yoksa duvarların dibinde pusan gölgelerin fendine mi kapanmıştır hayaller? Karanlığın orta yerinden bastırabilir miyim omuzlarıma ateşi, yaşayabilmek için geleceği? Bir ben kalırsam karanlıkta ne olacak?

- Dünyanın orta yerinde bir yerlerdedir parmak izlerim ve hayat hapishanenın A2 kapısında, babasının çıkmasını bekleyen bir çocuk gibidir. Ne kadar sıyrılırsan karanlıkların tam ortasından, o kadar tutunur sana iyi ruhlar, iiçimdeki dualar. Önce karanlık, sonra aydınlık.

Dünya Döngüsü."

Bilmiyorum Başlığımı

Ve hayat dalgaların arkasındaki denizlerdeyse,
Kaybolmuş umutlar gölgelerdeyse
Şarkıların en derininde inciler saklıysa,
Gök yüzü hiç olmadığı kadar çirkinse,
Şehirde zaman hızlı hızlı aktıysa,
O zaman hayaller bir anda gerçeğin,
Çaresizliğine kalsa.
Dursa tüm dünya,
Gözlerimdeki yaşlar dursa.
Bir dizi şiir daha sevgili okusa,
Bir nokta daha benliğim yaşasa.

Ağlamak kolay bu dünyada, gerçekleri gördükçe, hayal kırıklıklarını benliğinin tam ortasında hissettikçe yaşamaksa daha da zor. Hiç düşündünüz mü hayatınızın tamamen değiştiğini? Cesaretiniz var mı bu aşka?

Hala hayallerinizde mi yaşıyorsunuz? Umut, acıyı arttırıyor. Ya susuz kalın yaşamaya, ya da ideal belirleyin düşmeye. Ve unutmayın; hiç bir şey olduğu gibi değil, hiç bir "ben" istediğim gibi değil...

Dost acıyı söyledi sanırım, benden nefret etmeyin.