Kayıtlar

Ve İnsanoğlu ..... Keşfetti

Resim
Penceremden Ay’ı izleyip, yere fırlattığım dualarım kadar kısa sürer mi bedenimi aşağıya yönlendirip, sıcak zeminle buluşmam? Ellerimin titreyişini, vücudumun acısını saklı tutup o an durdurabilir miyim? Ay kadar asil durup; şarkıları şark köşesinde elinde nargilesiyle dinleyen o şamdan kadar serkeş bir asalete sahip olup, tekrar tekrar gökyüzüne çevirebilir miyim başımı? Cüzzamlı suratlar gibi kundaklanmış kalbimi söküp atmam kaç saniye sürer acaba? Sizlere ömür şiirinden sesleniyorum şimdi, kesit 11 bu. Zamanın durduğunu hissediyorum önce, sonra vücudumun kokuştuğunu... Aforoz edilmiş tinsel temaslarım belki de ilk meyvesini verdi, zakkum. Ve insanoğlu yemeği keşfetti. Düşündükçe beynimde elektrik süpürgeleri sobeleniyor. Tek tek ebe sırasına sokuyorum ki onları; hangisi mızıkçılık ederse ondan bir sonraki ebe olabilsin. Son bir sorun, ya hepsi mızıkçılık ederse? Düşünceler, düşünceler, düşünceler... "ıÜüHani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz...

Sabahın 5'inde Tüm Şehirler Güzeldir

Akrepler yelkovanları kovalar bu saatlerde, rüzgarlar denizlere en hırçın tokatlarını giydirir. Martıların ilk sevişme saatidir gökyüzüyle, bir gül ilk kez açar alabildiğine. Minik elleriyle annesine sarılır dilan sıfatlı bir bebe, anne öper koklar menekşesini acaba terlemiş mi diye. Pencerelerden hafif esintiler gelir içerideki üşüyenlere belki de. Zaman değil mi bu, yelkovalar kaçsa da hayran bu saatlerde akreplere. Ben ararım sevdiğimi, kediler dans eder farelerle, hırsızlarınsa sallamaları 4 yapraklı yoncaları. Gözümün önünde şehir, bir sokak, kimse yok. Issız... Bende sorun yok, bu sokaktakinlerde de... Ağzımda aşım, sırtımda yorganım, baş ucumda annem kadar koruyucu meleklerim... Ya geridekiler, rutininden; arka sokaktakiler? Yakmışlar tenekeden yapılma ocaklarını, sırtlarında oyadan ince bir caput, bir eli şarapta, vücudu ateşe yakın, diğer eli kallavi sarılmış son "üçlü"lerinde. Oysa ki onlar bunu yaşamayı seçmediler, karartıların arasında en karanlık olmayı... Sabah ...

Ve Sen ve Ben ve Nokta.

Resim
Bakışlarında gizlediğin sonbahar yağmurlarının altında ıslanıyor gibiyim. Gözlerine bakarken duyduğun nefret, belki hiç olmadığı kadar gerçek belki hiç olmadığı kadar yalandı. Düşlerden düşerken ruhumda bıraktığın sanrıları parçalamak istercesine kendimi bu tipini siktiğim eylülünün içine bırakıyorum. Yağmur herkese duyduğu özlem kadar mı yağarmış? Bu bir pas karnavalı. İstediğin oyunları oynadın mı? Ben aradığım huzuru bulmuşken ne zaman geleceksin bozmaya, benim de oynadığım bu bir kaç kişilik komedyayı? Yağmuru beslerken hiç mi dans etmek istemedin bu paslı gecede. Hadi, bekliyorum yine senle çaresiz hissetmeye. Gözlerini kaçırıyorsun, kaçırma. Bu acıyı benimle birlikte çekmek için o azgın ruhuna bir şans ver. Hiç düşünmediğin ilkbahar günlerine döneriz belki de. Senin elinde gecenin Tanrısı Zeus'un şimşeği, bense bir garip poseidon; denizlerin fıtratsızı. Ve sen bu dünyayı yakarken benim kalbimden koşup gitmene izin vermeyecektim. Bir sarı fırtınada tanıştım seninle, aş...

Kirpik ve Tanrı

Eski bir şiltede yanan hayallerini dinlemelisin bu gece. Keyifsiz bir yaşam geçerken, ömrüne bir meleğin girdiği zamanları hatırla. Sararmış tüm yaprakların yampiri yampiri yürüyüşünü arıyor gözlerim. Gecenin rengine bulanmış hatıralar gibi karışmış tüm heceler. Askıda kalmış gecenin umutsuz yakarışları. Bu bohem hecelerin, tüm gündüzleri ağlattığına şahit oldum, atlattığına şair oldum. Sıfatsız güllerin önlerine o güzelliği katan Tanrı ise, biz miyiz tüm kesik başlı tezahürleri çirkinlik tesettürüne bağlayan? Geçmişin içinden bir Vav büyüyor, Vav ki soluksuz bir harf, ki sen de soluksuzsun tüm kurban edilmiş çiçeklerde. Sonu olmayan, başının nerede doğduğu bilinmeyen bir güleçlik komedyası bu.  Yağmurun yağdığı güllerin açması kadar dirayetli mi bu gök yüzü, bu hayaller en baştan mı yazılmalı, yoksa bir sisler durağı mı yaşam? Bilinçsiz kaldı dimağım. Eksik bir kan var damarda akmayan, kesilen bilekler değil de düşler ise eğer, beklemeli var oluşun, tüm kainatın yanmasını. So...

Aydan Ruh ve Çirkin Tanrı

Resim
Ruefulness and the latest confirm. Şair bir şarkı gibi yalpalanıyor. Soluk gecenin en aydın saatinde yani tam ızdırabı, soğuk literatürler geçe geçmişin gölgesinde yankılanıyor şiirleri. Düşünüyor, olmuyor, oldurmaya çalışıyor, beceremiyor ve yere vuruyor kaderin kadehini. Teravi vakitleri kalıyor gençliğinde, ölüm onun ülkü ocakları; faşistçe seviyor ve çirkefçe vuruyor tüm hatalarını aynadaki suretinin yüzüne. Bir taraftan saatin tik tak sesleri geliyor, sinirleri bozuluyor. Gam ve keder mahallesine çoktan geçiş yapmış olsa da içindeki o müzmin, o mülayim umutlara dur diyemiyor. Haykırışları tüm dünyada yankılanıyor, hissediyor, saat artık ölüme yaklaşıyor. Pencereyi açıyor, derin nefesler çekiyor içine. Üçüncü katta ama cennetin en üst katından cehennemin en dibine atlıyormuş gibi hezeyanlar geçiriyor. Bir parça daha uyuşturucu olsaydı... Belki de dünyayı yeniden yaratabilirdi, biliyor. Pencerenin pervazında bir kuğu misali yürüyor. Yumuşacık, narince. Eğiliyor, gök kuşakları geli...

T-S Denklemi

Rüzgar dengesini yitirmiş, sanki denizi hırpalamak için T(S)anrı tarafından gönderilmiş gibi. Mimozaların başucunda yas tutan parazit çiçeklere bir olta attı şimdi şehvet. Azgınlığına azgınlık katacak gibi. Va sandalyesine oturmuş artık o marur beste. Yine bir evvel yaz günü ve yine ben balkonumun ardındaki demir çitlerden karşımdaki apartmana bakıyorum. Yine kucağımda bilgisayarım ve yine ben yazıyorum. T(S)anrı, hapsetmiş beni kafamın içindeki dünyaya, çelişkilerimle envai çeşit çelikten yapılma kılıklarda dövüşüyorum. Aslında yine de yaşıyorum ben ve yine de gerçek dünyada bulunuyorum. İdea'daki yansımam ne düşünüyor acaba? Korsana savaş açıp, korsan okumak zorunda kalmak aslında tüm çelişkileri açıklayıcısı bence. Çanak çömlek çatladı Ve biz yaşıyoruz hayatlarımızı; Çömelerek. Zaten o elmayı yemekteki istek, “Sır”ra duyulan özlem değil miydi? İlk anarşik zat şeytan, yancısı yılan ve Havva, ki onların takzibinden yaralanan Adem değil mi? Vel asıl hepimiz burada yaşam...