Sabahın 5'inde Tüm Şehirler Güzeldir
Akrepler yelkovanları kovalar bu saatlerde, rüzgarlar denizlere en hırçın tokatlarını giydirir. Martıların ilk sevişme saatidir gökyüzüyle, bir gül ilk kez açar alabildiğine. Minik elleriyle annesine sarılır dilan sıfatlı bir bebe, anne öper koklar menekşesini acaba terlemiş mi diye.
Pencerelerden hafif esintiler gelir içerideki üşüyenlere belki de. Zaman değil mi bu, yelkovalar kaçsa da hayran bu saatlerde akreplere. Ben ararım sevdiğimi, kediler dans eder farelerle, hırsızlarınsa sallamaları 4 yapraklı yoncaları.
Gözümün önünde şehir, bir sokak, kimse yok. Issız... Bende sorun yok, bu sokaktakinlerde de... Ağzımda aşım, sırtımda yorganım, baş ucumda annem kadar koruyucu meleklerim... Ya geridekiler, rutininden; arka sokaktakiler?
Yakmışlar tenekeden yapılma ocaklarını, sırtlarında oyadan ince bir caput, bir eli şarapta, vücudu ateşe yakın, diğer eli kallavi sarılmış son "üçlü"lerinde. Oysa ki onlar bunu yaşamayı seçmediler, karartıların arasında en karanlık olmayı... Sabah ezan'ı ile, şaraba banılmış ekmeği kazınan midelerine bırakmayı... En yüce'nin insan sesini duyup, esrarlarına daha da içleri acıyıp, dumanı körüklerken daha babacasına sarılmayı...
Sabahın 5'inde tüm şehirler güzeldir. Güzeldir şehrin denize vuran bakışları, griden yapılma binalara sövüşleri... Arka sokaklarda yansa da insanların iç gıcıklayıcı ve açım diye bağıran horlayışları, işte zengin piçlerinin kuştüyü yataklarındayken gördüğü ortam kızlarına tek gecelik aşık olma zamanı...
Akreptir yelkovan'ı aşka edip kovalayan, kovan. Peki ya karanlık mıdır şehri güzellikten daha fazla değerli tutan? Sırtımda hala bir soru, cevapsız, kambur; arka sokakta yanan, ezanla daha da bayılmak için şaraba yumulanlar mıdır altında baba parasından altında en kıyak arabaları olan piçlerin rüyasını yaratan?
Sabahın 5'inde tam şehir. Gözlerim ağrılı, gökyüzü aydınlanayazar. Sabahçı bakkallar dükkanlarını açar, ben uykuya dalarken, rüyalarım; arka sokaktakilerin huzura aydınlandığı...
Pencerelerden hafif esintiler gelir içerideki üşüyenlere belki de. Zaman değil mi bu, yelkovalar kaçsa da hayran bu saatlerde akreplere. Ben ararım sevdiğimi, kediler dans eder farelerle, hırsızlarınsa sallamaları 4 yapraklı yoncaları.
Gözümün önünde şehir, bir sokak, kimse yok. Issız... Bende sorun yok, bu sokaktakinlerde de... Ağzımda aşım, sırtımda yorganım, baş ucumda annem kadar koruyucu meleklerim... Ya geridekiler, rutininden; arka sokaktakiler?
Yakmışlar tenekeden yapılma ocaklarını, sırtlarında oyadan ince bir caput, bir eli şarapta, vücudu ateşe yakın, diğer eli kallavi sarılmış son "üçlü"lerinde. Oysa ki onlar bunu yaşamayı seçmediler, karartıların arasında en karanlık olmayı... Sabah ezan'ı ile, şaraba banılmış ekmeği kazınan midelerine bırakmayı... En yüce'nin insan sesini duyup, esrarlarına daha da içleri acıyıp, dumanı körüklerken daha babacasına sarılmayı...
Sabahın 5'inde tüm şehirler güzeldir. Güzeldir şehrin denize vuran bakışları, griden yapılma binalara sövüşleri... Arka sokaklarda yansa da insanların iç gıcıklayıcı ve açım diye bağıran horlayışları, işte zengin piçlerinin kuştüyü yataklarındayken gördüğü ortam kızlarına tek gecelik aşık olma zamanı...
Akreptir yelkovan'ı aşka edip kovalayan, kovan. Peki ya karanlık mıdır şehri güzellikten daha fazla değerli tutan? Sırtımda hala bir soru, cevapsız, kambur; arka sokakta yanan, ezanla daha da bayılmak için şaraba yumulanlar mıdır altında baba parasından altında en kıyak arabaları olan piçlerin rüyasını yaratan?
Sabahın 5'inde tam şehir. Gözlerim ağrılı, gökyüzü aydınlanayazar. Sabahçı bakkallar dükkanlarını açar, ben uykuya dalarken, rüyalarım; arka sokaktakilerin huzura aydınlandığı...
Berk ben senin daha oncede yazılarını okudum. Ama dürüst olmalıyım ki! Hiçbirinde bu kadar etkilenmemiştim. Gerçekten okurken yazdıklarının arasına daldım. Gerçekten o hayatları yaşadım. Tebrik ederim kardeşim...
YanıtlaSil